geri I  II  III   ileri

çatal höyük

 

Çatal Höyük’te savaş yok mu?

 

Bir görüşe göre damlı mimari bir çeşit savunma amaçlıdır ve bataklıkla çevreli yerleşim bunu kolaylaştırmaktadır. Savaşçı toplumlar olduklarına ilişkin belirti var mı, iskeletlerde dövüş kırığı, ok deliği, balta kesiği gibi izlere hiç rastlandı mı diye sorduk:

“Bedenlerde kesi veya yara izi yok. Evde bulunan bütün nesneler hayvan öldürmekle ilgili görünüyorlar. Bütün toplumlarda dövüş vardır. Ama biz bir kanıt bulamadık. Konya düzlüğünde keşfedebildiğimiz tek yer Çatal Höyük. Onunla aynı zamana çakışan başka bir yer bulamadık. Yani, savaşacak kimseleri yoktu. Değiştokuş yaptıkları başka gruplar olmak zorunda ama bunlar yöreye yerleşik değillerdi.”

Çatal Höyüğün dikkat çekmiş nesnelerinden biri de kil topları. 0,9 ile 9,00 santimetre çapında çeşit çeşit renkte, bazısı yumurta şeklinde orada burada rastlanan kilden yapılmış toplar bunlar. Mellaart bunları daha önce sapan taşları diye yorumlamış. Oysa araştırmalarını bu konu üzerinde yürüten Sonya Atalay, onlardan ısıyı taşımak ve dağıtmak için yararlanıldığını, pişirme ve yiyecek hazırlama süreçlerinde kullanıldığını düşünüyor. Fakat hepsinin değil. 2001 Tarihli raporunda; 0,9 cm ile 2,8 cm arasında olan minik topların bu amaçla kullanılmış olamayacağını yazıyor. Bunların iyice pişirilmediğini, çoğunun güneşte bile kurutulmadığını, çarçabuk yuvarlanıp öylece ocağın yanındaki tasa konmuş olabileceklerini anlatıyor. Dolayısıyla, asıl işlevlerinin “evin toplumsal veçhesiyle ve ocağın hane ile kurduğu simgesel bağlantı” olabileceğini ileri sürüyor. Buna uygun olarak, sanırım bunların oyuncak olarak kullanıldığı da düşünülebilir. Bildiğim kadarıyla Çatal Höyük’te oyundan ve oyuncaktan söz edilmemiş. Bu toplar özellikle kış aylarında, ocak çevresinde toplanan ailenin çoluk çocuk oynadığı bir veya bir kaç çeşit oyunda kullanılan oyuncaklar olabilir.

Çatal Höyük’ün 2000 yıllık tarihinde savaş yüzü görüp görmediğini kazı çalışmaları ilerledikçe öğreneceğiz. Ama neolitik dönemin, savaşla tanıştığına ilişkin kimi göstergeler var. Ceriko bunlardan biri. On iki bin yıl öncesine uzanan bir tarihte, “Neolitik paket” denilen emmer buğdayı, arpa, mercimek, bezelye gibi taneli bitkilerin, badem, şam fıstığı palamut gibi kabuklu meyve ağaçlarının yetiştiği, “dört büyük” denilen koyun ve keçi, domuz ve sığırın barındığı “Verimli ay” denilen coğrafyada, bir kaç yüz kişilik bir çok yerleşik köy kurulur. Ceriko, Filistin’de Ürdün nehrinin suladığı vadide, su pınarlarının oluşturduğu vaha kıyısında kurulmuş bu köylerden birdir. Öteki köyler gibi 11 000 yıl öncesinde besin üreticiliğine başlar, ama bir kaç yüz yıl içerisinde beklenmedik bir gelişme göstererek onlardan ayrılır. Nüfusu 2000-3000 kişiyi bulan dünyanın en büyük ilk yerleşim yeri kurulur. Beklenmedik özellikler sergiler. Daha dörtgen mimari bile ortada yokken, yuvarlak kulübelerden oluşan yerleşim alanı duvarla çevrilidir. Sıradan bir duvar değil; beş metre yüksekliğindeki taş duvarın üzerine 1.8 m kalınlığında ve en az 4 metre kerpiç duvar yükseliyor. Yerleşim tarafına ne işe yaradığı hala tartışmalı 10 m çapında ve 8 metre yüksekliğinde dev bir kule dikiliyor. Dış tarafta ise duvarın önüne taş zemine 3 metre derinliğinde 9 m genişliğinde hendek kazılmış.

Bu görkemli yapılar gizlerini hala koruyorlar. Buluntular arasında duvarlardan başka savaşı anımsatacak bir şey yok. Böyle bir mühendislik harikasını örgütlemiş olduğunu belli edecek seçkin bir zümre belirtisi yok, bulunan gömüler de zenginlik veya statü farkını yansıtmıyor. Bu görkemli yapılar savaşı kuvvetle çağrıştırmalarına rağmen, Ceriko bile yerleşik neolitik toplumların savaşçı olduklarına ilişkin doyurucu kanıtlar vermemiş.

 

Sağlık ve ömür

 

Çatal Höyüklüler, anlaşılan savaşın yıkıcı etkilerini yaşamadıkları gibi bizim kadar da sağlıklılar. Tarıma geçişle birlikte, yaş ortalamasının göçebe derleyici avcı toplumlarda kısaldığını biliyoruz (Yakar 1991). Dışkı birikintisi ve atıkların asalak ve sinekleri çekmesi; kemirgenlerin tahıla dadanması; yoğun nüfusun salgın hastalıkları kolaylaştırması vb., bunun başta gelen nedenleri arasındadır. Bunlara uygunlukla Mellaart Çatal Höyüklülerin de kısa ömürlü bir yaşam sürdürdükleri ileri sürmüştü. Ama son çalışmalar bunu doğrulamıyor. Hodder, “Altmış, yetmiş, seksen yaşına kadar yaşıyorlardı” diye anlatıyor. “Sıtmaya yakalanmış olduklarından bile emin değiliz. İyi beslenmeleriyle ilgili olduğunu düşünüyoruz” diyor. Yeni bulgular, yumrulu bitkiler ve baklagillerin, tahıla kıyasla beslenmede sanıldığından daha fazla yer tuttuğunu gösteriyor. Balıkçılığın tahmin edilenden daha önemli olduğu ortaya çıkıyor; balık ağı olarak da kullanıldığı sanılan dokuma parçaları bulunmuş. Bulaşıcı hastalıkların yaygın olmayışı, temizlik alışkanlıklarına bağlanıyor.

Besin çeşitleri arasına sert taneli besinlerin girmesiyle, diş kırılma ve aşınma oranı yükselir. Karbonhidratlı besinler diş çürümelerini ve abse oluşumunu kolaylaştırır. Bunların hiçbiri yok Çatal Höyüklülerde: Hodder, “Dişleri çok sağlam ve sağlıklı” diyor. Öteki Neolitik yerleşimler ile kıyaslandığında yaşlı bireylerde bile fazla diş aşınması gözlenmemiş. Hodder bunu beyazın ve temizin Çatal Höyük’teki simgeselliğiyle ilişkilendiriyor.

Tarım, toprak verimliliğini arttırır ama total emek verimliliğini düşürür. Tarımcı toplumlar derleyici avcı toplumlara göre daha çok çalışırlar. !Kung San’lar üzerinde araştırmalarıyla tanınmış Antropolog Richard Lee’nin derleyici bir !Kung San’lıya, “Neden tarım yapmıyorsunuz? diye sorduğunda aldığı yanıt ünlüdür: “Dünyada bu kadar mongongo varken, neden tarım yapalım? Lee, haftada iki üç günlük orta halli bir çabanın bile, Kung’ların sağlıklı beslenmeleri için yeterli olduğunu yazıyor. Bu durum genel olarak derleyici avcı toplumlar için geçerlidir. Tarımla birlikte çalışma süresinin uzaması, kuşkusuz, aynı zamanda zorunlu iş çeşidinin artmasıyla ilgilidir. Bu işlerden bazısı ağır yük taşımayı gerektirdiğinden, tarımcı toplumlar tipik kas ve kemik rahatsızlıkları çekerler. Çatal Höyüklüler bu bakımdan da şanslı, Hodder’in anlattığına göre, “bedenleri iyi durumda, ağır çalışmışlık belirtisi görülmüyor.”

Genel olarak tarım emek gücü gereksinmesinden dolayı üremeyi teşvik eder. Çocuk sayısında belirgin bir artış olur ama aynı zamanda çocuk ölüm oranları da yüksektir. En azından bu bakımdan Çatal Höyük benzerlerine yakın. Hodder, “çocuk ölüm oranı yüksek, 10 yaşına kadar yaşayabilen birinin uzun yaşama olanağı epeyce fazla” diye anlatıyor.

Yerleşiklik, kadının doğurganlığına katkıda bulunur. Önceki göçebe yaşamın yerini alan oturgan yaşam, bedenindeki yağ oranını arttırarak doğurganlığı arttırır. Bebek ve çocukların uzun mesafe taşınma zorunluluğun azalması çok sayıda çocuğa bakabilme yeteneği kazandırır. Tahıllı beslenmeyle birlikte bu daha da pekişir. Zengin karbonhitratlı besinler, Çatal Höyük’ün şişman kadın heykelciklerinin de anlattığı gibi, yağlanmayı daha da arttırır. Tahılı öğütüp bulamaç haline getirerek, hayvan sütünden yararlanarak, bebeği erken sütten kesebilir ve yeni bir gebelik için daha erken hazır olabilirler. Sonuç bebek patlaması. Ama buna yüksek bebek ve çocuk ölüm oranı eşlik eder. Nüfus artışı bu oranı düşürmeye bağlıdır. Yerleşiklik, çiftçilik ve çobanlık emek gücüne doymak bilmezce açtır. Daha fazla çocuk kuşkusuz ki kadının yaşamını zorlaştırır ve kadınlar arası elbirliğini kuvvetle teşvik eder. Aile yapısı farklılaşır, soy oluşumunu besleyen geniş aileye doğru bir eğilim gelişir. Giderek nüfus hem büyür ve yayılır hem de birbirine daha sıkı sarılır.

Ian Hodder, Yapı 1’deki bulgulardan yola çıkarak, soy çizgisinin erkek üzerinden sürdüğü bir geniş aileye işaret ediyor. Çatal Höyük Ekibinde insan kalıntıları üzerinde çalışan paleo-anthropolog Peter Andrews ve Theya Molleson aynı bulgulara dayanarak, bunun çokeşli bir geniş aile olabileceği görüşündeler. Üzerinde düşünmek üzere Bedevi kabilelerinin aile yapısını öneriyorlar.

 

Bedevi kabileleri ve Çatal Höyük

 

Sağlıkla ve savaşla doğrudan ilişkili başka bir toplumsal etken, zenginliğin dağıtım biçimiyle ilgilidir. Örneğin savaş ve erkek doğrudan ilişkilidir. Savaş yüzünden erkek sayısı azalır ve dolayısıyla oğlan bebek beklentisi yükselir; yanısıra, kalıcılaşan emir komuta ilişkisi toplumsal olanak ve fırsatların eşitsiz dağılımını davet eder. “Çatal Höyük’te iki cins arasındaki ilişkiler nasıldı?” sorumuzu Hodder şöyle yanıtlıyor:

“Erkek baskınlığını görmüyoruz. Kadın ve erkeğin eşit olduğunu söyleyebiliyoruz. Ama bu sonra değişmiş olabilir, ayrılmış ve uzmanlaşmış olabilirler. Anaerkil bir toplum olmaları pek olası değil, ama babaerkil olduklarına da inanmıyoruz.

Yeni bulgular Çatal Höyük’te iki aşama olduğunu gösteriyor. İlk aşama büyük zaman dilimini kapsıyor, ikincisi ise bir kaç yüzyıl. İlk dönemlerde cinsler arasındaki fark, cinsiyet çok önemli değildi. Cinsiyet körüydüler diyebiliriz. Şöyle anlatayım: Bazı kişiler vardır kadın mısınız erkek misiniz gözetmeksizin değişik fıkralar anlatırlar. Beslenmede küçük farklılıklar var. ... Kemik analizlerinden bunu anlayabiliyoruz. Büyük ölçüde aynılar.

Başka bir örnek şu; daha önce başla ilgili bir düşünceyi size anlatmıştım. Baş alınıyor ve yeni bir evin temelinde kullanılıyordu. Çoğunluk başları yerinde gömülüyor, sadece bir kaç kişinin başı alınıyor. Bunlar önemli kişiler olabilir. Dolayısıyla bunun erkek veya kadın başı olup olmadığını araştırabilirsiniz. Bizim bulgularımıza göre yarı yarıya. Evin başının kadın olması olanaklı. Her ailede değişik olanaklar olabilir. Ama ortak bir nitelik var. Ama bu toplumun anaerkil veya babaerkil olduğu açık değil.”

Bununla birlikte, Hodder, Anita Louise ile yazışmalarında, kazısı tamamlanan Yapı 1’deki bulguların, erkek soy çizgisine işaret ettiğini yazıyor. Duvar resimlerdeki akbabaların üşüştüğü soy başını temsil eden başsız bedenler erkek bedenleridir. Aile yapısının Çatal Höyüğe ışık tutacağı düşünülen Bedevi kabileleri de babaerkil bir soy yapısındadır. Fakat onları Çatal Höyük ile ilişkilendiren özellikleri bu değil.

Bedeviler, Arabistan çöllerinin göçebe, deve, koyun çobanı halklarıdır. Kabileler, amca kızıyla evlenmeyi esas alan, çok karılılığa izin veren geniş aile hanelerinden oluşmuş soy örgütlenmeleriyle kurulur. Bir iç-evlenme biçimi olarak, bu babaçizgili yeğen evliliğinin iki önemli sonucu vardır. İlki, evlilik yoluyla ittifak veya dostluklar kurmak olanaklı olmadığından, dışarısı içeriye nüfuz edemez. Bu da onları başka toplumlarda olmadığı kadar değişmez kılar. Bireyin hemen tüm davranışı, devredilebilir olmayan kan bağına, biyolojik soya dayalı olarak içeriden belirlenir. Bir bedevi için kan bağını temsil eden şeref en değerli şeydir. Bu temelde, amca kızıyla evlenmek tercihten de öte haktır; çünkü, kişinin kimliği, varlığı, esenliği, güvenliği bu evlilik biçimine bağlıdır. Oymaklar safkanlık arzusuyla kendilerine en yakın soyçizgisine komşu olacak şekilde konuşlanırlar.

İkincisi, ortak atadan geldiklerine inanan ama soygelimlerini en az beş kuşak ötesine kadar izleyebilen küçük, özerk, kendine yeterli, aşağı yukarı aynı büyüklükteki oymaklar halinde yaşarlar. Bu oymakların birliğinden oluşan kabile önderliği, şeyhlik, uzlaşmaya dayalıdır ve kalıcı olamaz. Bu da onları, yüksek nüfus artışına rağmen, devlet kurmaya kadar giden bir merkezileşme sürecinden alıkoyar. Kısacası, Bedevi kabileleri, hem iç-evliliğin yarattığı dışa kapalılıkları ve değişmezlikleri bakımından hem de hane temelli soyçizgisini sürdürmeleri ve oymaklar arasındaki eşitlikçi yapıları bakımından Çatal Höyüğü anlamakta bir düşünme zemini sunuyor olabilir (farklı bir yaklaşım için bakın anasoylu toplum; anaerki.)

Aile, farklı toplumsal işlevler yüklenmiş ve bu işlevlerde şu veya bu düzeyde farklılaşmış iki cinsin birbirini tamamladığı birliktelik gibidir. Hodder’e, cinsiyete dayalı bir emek bölünmesi bulunup bulunmadığını soruyoruz, “yanıtlamak zor” diye karşılık veriyor:

“Emek bölümü belirsiz. Veya yaşa dayalı bir bölünme olabilir. Cinsiyet çok önemli değil. Örnek, gömüler. kadınlar ve erkekler, özel ayrılmış yerlerde gömülmüyorlar. Bazen kadın kuzeyde bazen erkek. Bir örüntü yok. Bize bu da Çatal Höyük’te kadın ve erkeğin eşit olduğunu düşündürüyor. Böyle bir ayrımı MÖ 400’üncü yıllarda gözlüyoruz. Sona doğru iyice ayrılıyorlar. Örneğin bazı resimlerde sadece erkekler var. Oysa erken katmanlarda şişman kadın resimlerini görüyorsunuz. ... Obsidyen üretimindeki uzmanlaşmanın ana sonuçlarından biri olasılıkla cinsiyet temelindeki uzmanlaşmanın da artmasıdır.”

Hodder, DNA çözümlemelerinin sonuçlarını incelemeden kadının ve erkeğin toplumsal rollerine ilişkin fazla bir şey söylememeyi yeğliyor. Ama kimi düşündürücü ipuçlarından söz edebiliriz. Kazı ekibinde öğütme taşları üzerinde araştırmalarını sürdüren Adnan Baysal, balta ve topuz başlarının erkek gömülerinde bulunduğunu bildiriyor. Çatal Höyük resimlerinde av sahneleri ve av öncesi törenleri ağırlıkla erkekleri barındırıyor. Resimlerde boğa, domuz veya geyiğin çevresine toplaşanlar erkekler, hayvanın dilini kuyruğunu çekiştiriyorlar. Kadın heykelciklerinde ağırlıkla üremeye yönelik organlar ön plana çıkarılmış. Kadınlar çocuklarıyla birlikte gömülüyorlar. Çocuk ölüm oranının olağan üstü yüksekliği ve çocuğa duyulan güçlü özlem, bildiğimiz bütün toplumlarda, asıl olarak kadınların uğraşı olan bakım ve büyütmenin önemini daha da pekiştirmiş görünüyor. Bütün bunlar, avcı derleyici toplumlardaki geleneksel cinsler arası emek bölümünün sürdüğüne işaret ediyor ama fazlasını değil.

Çatal Höyüğün binlerce yıl bu uğrakta kaldığını anlıyoruz, ayrıntısını zamanla öğreneceğiz. Bu konunun aydınlatılmasında evcilleştirme önemli bir rol oynuyor. Adını taşla ilişkisinden alsa da “Neolitik devrim” (Neolitik, yenitaş demektir) asıl, insanın bitkiyle ve hayvanla girdiği ilişki biçimindeki bir devrimdir. Bunsuz, ne yerleşme ne kentleşme, ne devletleşme olamazdı.

 

 geri I  II  III   ileri

 

Ana Sayfa  Başa dön

Makaleler

Mektup

 

 

 

Mustafa Cemal