Make your own free website on Tripod.com

KÜTAHYA' NIN KÜLTÜREL DEĞERLERİ

 

1-KÜTÜPHANELER:

 

1.1.VAHİTPAŞA İL HALK KÜTÜPHANESİ:

Daha önce Osmanlı döneminden kalma eserler bölümünde bilgi verilmişti.

 

1.2.BELEDİYE MUSTAFA HAKKI YEŞİL KÜTÜPHANESİ:

Ressam Ahmet Yakupoğlu Bey' in tabiriyle "Kütahya' nın yetiştirdiği en cömert evladı..." sağlığında şehir için bir "ayaklı kütüphane" idi. Vefatında bu malumatı meraklılarına bir arşiv olarak bırakabilmiş nadir kimselerden. Yirmi bini aşkın kitabına Türkiye' den on bir vilayetten çeşitli kurumlar talip olmuş. Tam bir kültür ve ihtisas kitapları kolleksiyonu. Amerika Chicago Üniversitesi' de kütüphaneye talip oluyor ve Mustafa Hakkı Yeşil Bey' in önüne açık çek konuyor. Rahmetli: "Kütahyam" diyor. "Benim ismim orada yaşasın" Bugün bu kütüphane Kültür Sarayının bir bölümünde güzel sanatlar galerisinin üst katında hizmet veriyor. Bilhassa üniversite öğrencileri buradan ziyadesiyle istifade ediyor.

 

1.3.100.YIL ÇOCUK KÜTÜPHANESİ:

Vahit Paşa kütüphanesinin bir bölümü çocuklara ayrılarak yapılmış bir kütüphane.

 

1.4-TAVŞANLI ZEYTİNOĞLU KÜTÜPHANESİ:

Zeytinoğlu ailesi tarafından oluşturulmuş, Türkiye çapında nadir el yazma eserlerin de bulunduğu kıymetli bir kütüphane. Bunların dışında ayrıca: Gediz, Simav, Emet, Şaphane, Altıntaş, Dumlupınar, Domaniç, Demirciköy, Çitgöl' de de birer kütüphane mevcuttur.

 

2.MÜZELER:

 

2.1.KÜTAHYA ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Kütahya Arkeoloji Müzesi Cumhuriyet Caddesinin eski kent bölümünde Ulu Cami yanında yer alır. Halk arasında Vacidiye Medresesi olarak bilinen yapı, günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Kitabesinden 1314 yılında Germiyanoğularından Umur bin Savcı tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. 1955-1957 yılları arasında restore ettirilerek, 1965 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Kesme taştan yapılan Portali, Selçuklu sanatının özelliklerini taşımaktadır. Müzedeki teşhir edilen eserler, kronolojik sıraya göre düzenlenmiştir. En erken döneme ait eserler, Burdur-Hacılar' dan, "Geç kalkolitik döneme" (M.Ö. 5500-3200) ait boya bezemeli seramiklerdir.

Diğer vitrinlerde de il sınırları içinde gerçekleştirilen kazılardan ve yöreden elde edilen Eski Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik ve Bizans çağlarına ait seramik, cam ve madeni eserler sergilenmektedir. Eyvan' ın sağındaki büyük odada Roma dönemine tarihlenen heykeltraşlık örnekleri ve terra kotta (pişmiş toprak) eserler sergilenmektedir. Eyvan da kilimler, Kütahya yöresi kadın ve erkek kıyafetleri, oyalar ile solundaki odada XIV.yy' dan günümüze kadar İznik ve Kütahya' da yapılmış çinilerin en güzel örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca salonda Pers, Roma, Bizans, Avrupa ve Osmanlı sikkeleri teşhir edilmektedir. 1990 yılında Çavdarhisar' daki bir kazıda bulunan Amazonlar Lahdi de müzenin en güzel eserlerinden birisidir. Müzede kapıları avluya açılan dokuz küçük oda mevcuttur.

 

2.2.KOSSUTH EVİ (Macar Evi):

MACAR EVİKütahya müze müdürlüğüne bağlı bir müzedir. Geniş cephesi avluya bakan üç katlı bir binadır. Binadaki odaların her birinde yerli dolaplar, yüklükler, şömine, oyma şerbetlik ve raflar vardır. Orta kat kışlık olarak kullanıldığı için odaları basıktır. Cümle kapısı üzerinde ahşaptan zarif bir köşk vardır. 18.yy' da yapılmış tipik bir Kütahya evidir. Osmanlı devletine sığınan Macar Kral Naibi Lajos Kossuth 1849-1951 yılları arasında burada ikamet etmiştir. 1972 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılan ev, onarılmaya başlanmış ve 1982 yılında Türk-Macar dostluğunun bir nişanesi olarak "Kossuth Müzesi" olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

 

2.3.DUMLUPINAR BAŞKOMUTAN MİLLİ PARKI:

DUMLUPINAR ŞEHİTLİĞİKurtuluş savaşımızın en önemli safhasının geçtiği, en şiddetli, en kanlı çarpışmaların yapıldığı, düşmana son ve en şiddetli darbenin vurulduğu yerler... 

Adatepe' de mevzilenmiş düşmana 26 Ağustos sabahı başlatılan büyük taarruz ve 30 Ağustos günü Başkomutan Meydan Muharebesi ile düşmanın bütün umutlarının sönerek kaçmaya başlaması... 

Binlerce vatan evladının canları, on binlercesinin kanları pahasına; toprağı bayrak rengine boyama pahasına kazanı1an büyük zaferin gerçekleştiği, düşmana unutamayacağı bir dersin verildiği, savaş sanatının yalnız Yunan'a değil, tüm dünyaya öğretildiği yerler... 

Milletimizin, vatanımızın kaderinin çizildiği günlerin anısına bugün o mübarek yerlerde, o büyük günlerin hatırasını yaşatacak, gelecek nesillere aktaracak anıtlar yükseliyor. Meçhul asker anıtı, şehit Baba-Oğul anıtı, Başkomutan Milli Parkı, Zafertepe-Çalköy Askeri Müzesi... 

Birde ; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, İsmet Paşa' nın Büyük Taarruz öncesi Çalköy' de ''masa'' olarak kullandıkları kağnı...

Birer ibret sahnesi olarak ziyaretçilere, o günlerde yaşadıklarını sessiz bir lisanla anlatıyorlar. Bazen susmak, kelimelerin anlatamadığını anlatmak, dillerin ifadeden aciz kaldığını hissettirmekte en kesin yoldur.

 

3.KÜTAHYA VE MUSİKİ:

Geçmişte çok sağlam musiki temelleri bulunan, her devirde o devre ait zevkin ve anlayışın messeseleştiği sanat merkezlerinden biridir Kütahya. Dün olduğu gibi, bugün de bir ibadet vecdi içinde güzel sanatları ve bilhassa musikiyi, günlük hayatın vazgeçilmez bir unsuru saymakta ve onunla iç içe yaşamaktadır. Kütahya' da musiki, gösterişten, depdebeden uzak, iddiasız, sade, fakat o derece de içten, samimi bir havada icra edilir. Sanki musikiyle birlikte bir ibadet huzuru gönüllere sinmiş gibidir. Geçmişten gelen, her biri paha biçilmez nitelikte kıymetli olan atalar mirası eserler; Türkiye' nin pek çok yerinin aksine hala çalınan söylenen, dinlenen... Kısaca yaşanan bir bahar iklimidir Kütahya' da. Üstatlardan yeni nesillere büyük bir edep, erkan, saygı, hürmet, muhabbet halesi halinde ulaştırılır. Kıymetinin bilindiğine hiç şüphe yoktur. Çünkü rikkatli gönüller öğrenme çabası içinde dikkat, gayret ve sebatla senelerini bu işe hasrederler. Osmanlı sarayına sayısız bestekar gönderen Kütahya toprağı, bugünde yalnız Kütahya çapında değil, Türkiye çapında müzisyenler yetiştirmeye devam etmektedir. Bir dağın eteğinden sessiz sedasız çıkan arı-duru kaynak sularının yokuş aşağı şırıl şırıl ses vermeye başlamaları gibi, senelerce kendi halinde sabır, sebat gayretle çalışan gönül erlerinin, bir koro içinde yer alıp ses vermeye başlamaları, gönülleri hoşnut eder, su gibi mütevazi halleri insanımızın gönlünde muhabbetleri arttırır. Geçmişten çok az örneği kalan, tükenme riski ile karşı karşıya olan bir kısım klasik sazlarımızın Kütahya' da imal edildiğini duymak sizi şaşırtmasın. Atalarımız, "Aşk olmadan meşk olmaz'' demişler. Ya aşk varsa... Eğer Kütahya' da bir musiki ziyafetine katılmak bahtiyarlığına erişmişseniz, "Aşk'' ile neler yapılabildiğini bizzat görme imkanına kavuşmuş bahtiyarlardan sayabilirsiniz kendinizi... Burada, birçok kültürel alanda olduğu gibi musiki alanında da bitmez tükenmez gayret ve himmetinden dolayı ressam Neyzen Ahmet Yakupoğlu Bey' e yine ve memnuniyetle arz-ı şükran etmek makamındayız. Bu yolun yolcusu diğerlerine de...

 

4.KÜTAHYA EVLERİ:

Tarihi Kütahya evlerinin çoğu bahçelidir. Bahçelerinde çiçeklerle meyve ağaçları birbirini tamamlar. Sarmaşıklar, Gülfatmalar, Hanımellleri arnavut kaldırımlı taşlı sokaklara dökülür. Yaz başlangıcında bu bahçelerden yükselen leylak kokusu insanı kendinden geçirir. Bahçelerde tadı ve kokusuyla Kütahya' ya mahsus "Hüsnü -Yusuf'' armudu yetişir. Çok lezzetli ve sulu bu armut, dallarında salıncak kuran çocukların kucağına düşer. Son baharda Sultanbağı bahçelerinde yetişen yine Kütahya' ya mahsus "Gelincik elması" da elmalar içinde adından söz etmeye değer bir meyvedir. Gelincik elmasının şifalı olduğuna inanılır. Konak tabir edilen üç katlı, geniş cepheli, bir dönemin kültür birikimi olan ve zaman ve mekanın iç içe estetik görünüm kazandırdığı evlerde ahşap işçiliği zirveye çıkmıştır. Özellikle odalardaki dolaplar, pervazlar, tavan göbekleri çok seçkin bir zevkin izlerini taşırlar. Odalar insana ferahlık verir. Bu evlerin en büyük mimari özelliklerinden birisi de mevsimlere göre odaların bulunmasıdır. Kışın kullanılan odalar genellikle orta katta olup kolay ısınması için alçak tavanlı yapılmışlardır. Bir üst kattaki odalar ise, sıcak yaz günleri için rahat, havadar serin mekan ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Cumbalar, bu evlerin sokağa açılan dünyalarıdır. Ağaç payandalı evlerden komşu kadınlar birbirlerine söz atarlar.Kütahya evlerinin yan yana gelmesiyle oluşan dar sokaklar, uzun perspektif içinde uzar giderler.Cumbalar, ağaç payandalar, kafesli pencereler, kabartmalı kapılar, çeşit çeşit ağaç, madeni tokmaklar, geniş saçaklı evler, geçmişten yarınlara uzanan bir köprü gibi durular.

 

5.EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE KÜTAHYA:

Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi Osmanlı coğrafyasında ayak basmadık yer bırakmamıştır. O' nun Kütahya' ya gelişi 1662 yılına rastlar. Evliya Çelebi, Kütahya hakkında bilgi verirken, Kütahya kalesinden bahseder ve kalenin 70 burcu ve üç giriş kapısının bulunduğunu belirtir. Kendisinin Kütahya' yı ziyaret ettiği 1662 tarihinde 34 Müslüman Mahallesi ile üç Ermeni ve iki de Rum Mahallesi olduğundan bahseder. Toplam yedi bin ev yetmiş yedi saraydan oluşan şehirde en büyük sarayın Ali Paşa Sarayı olduğu belirtilir. Bu sarayın 360 odası, divanhanesi, avlusu ve bahçesiyle gayet ihtişamlı olup, 40 muhafız tarafından korunduğu anlatılır. Hemen bütün köşk ve saraylar Sultanbağı' ndadır. Önceleri çok daha bakımlı olan bu semt, Celali Karayazıcı ve Arap Said' in zulmü sırasında yerle bir edilmiştir. Şehrin doğusundan batısına doğru uzanan Kapan Deresi'nin her iki tarafı, kat kat konak ve bakımlı bahçelerle süslüdür. Bugün üzeri kapatılarak geniş bir cadde haline gelmiş olan bu derenin o dönemin en gözde mevkilerinden olduğu anlaşılmaktadır. Yine seyyahımızın belittiğine göre şehirde o zaman 11 camii, 21 mescit vardır.Camilerin en büyüğü, yapımına Yıldırım Beyazid zamanında başlanan Ulu Camii' dir.Daha sonra büyüklük sırası ile Takvacılar ve Karagöz Paşa camilerinden bahseder. Bunun dışında üç Ermeni ve iki Rum kilisesi mevcuttur.

 

6.KÜTAHYA' LI SUNULLAH GAYBİ VE HÜDA RABBİM RİSALESİ:

14. yy' dan itibaren Kütahya' nın ebedi ikliminde yetişen şairler arasında Gaybi Sun'ullah Efendi önemli yer tutar. Halk arasında ''Hüda Rabbim Sultan'' diye bilinir. 1615-1620 yılları arasında dünyaya geldiği sanılmaktadır. Şeriat ve tarikat kaidelerini ve esaslarını baba ocağı (lda alan Gaybi) öğrendikleriyle yetinmeyerek İstanbul' a gider (1649). Zamanın tanınmış mürşitlerinden Aksaray oğlanlar dergahı Şeyhi ibrahim Efendiye intisap eder. Çilesini tamamladıktan sonra O' nun halifesi olur. 1665 tarihinde mürşidinin vefatı üzerine Kütahya' ya döner. Dedesi olan Merkez Efendi halifelerinden, "Kalburcu Şeyhi'' olarak bilinen Pir Seyyit Ahmet Beşir Efendi Dergahında halkı irşada başlar.

 

KÜTAHYA SAYFASINA GERİ DÖNÜŞ