logo.gif (1228 bytes)

Moderin Zamanlar - i

Yok yok bu kez öyle Olimpos tanrılı, Zeus dalavereli bir yazı
yazmayacağım. Hem bu sefer konu moderin zamanlar (üzgünüm ama her
seferinde fazladan bir -i harfi araya kaçıyor). Moderin zamanlar neredeee
Olimpos nerede ?

Öncelikle altını çizmek istediğim bir nokta var. Maddi imkanlarınız ne
kadar genişse, üyesi olduğunuz topluluklar ne kadar çoksa (aile, klüp,
takım, iş, aklınıza gelebilecek her türlü topluluk) yaşamınızın da
giderek o kadar profesyonelleşmesi olasılığı var (Bu kavrama bundan sonra
pro-yaşam diyeceğim yazması daha kolay; aksi taktirde her seferinde şu
profesyonel kelimesini doğru mu yazdım yanlış mı yazdım diye strese
giriyorum). Pro-yaşam dediğim şey ise aslında zamanı modernleştiren şeyin
ta kendisi.

Ben çocukken yaz tatilleri üç aylık aylaklık dönemi olarak geçerdi. Bu
durum sanırım yaşadığım çocukluk dünyasında maddi imkanlar ve topluluklar
katsayısının yüksek olmamasından kaynaklanıyordu. İnanıyorum ki o zaman da
bu katsayıları yüksek olan mecralarda pro-yaşam belirtileri vardı (bkz.
eski Türk filmleri) ve o zaman da zaman kendine göre moderndi.

Değişen ne ? Cevaba şuradan gireyim. Hani ünlü bir Moğolistan atasözü
vardır ya : “Değişmeyen tek şey değişimdir” diye. Tamam baba bu Moğollar
her şeyi biliyor; bir şey demiyorum. Ama yine de değişimin kendisiyle
ilgili olarak da değişen bir şey var. (Moğolların gözleri çekik olduğundan
gözlerinden kaçmış olacak bu !)

O da değişimin hızı ! Zaten değişmemek sanırım bir tanrıya bir de Victoria
Dönemi’ne ait bir şey. Zaman ilerliyorsa değişmek de tanım gereği olacak.
Basit bir örnek : Sabah kalkıyorsunuz. Duş alıyorsunuz. Giyiniyorsunuz.
Dışarı çıkıyor ve işe gidiyorsunuz. Pek çok şey değişti değil mi ? Zamanın
ilerlediğini (ya da hareket ettiğini diyelim) ispat eden.

Bu değişimin en basit anlamda yaşananı. Birisi bir şey yaratır (ör. moda,
teknoloji vb) pek çok kişinin hayatı değişir (bunlar da daha
kompleksleri).

Eskiden (modern olmayan !) zamanlarda bu değişim hızı daha düşüktü.
Bununla ilgili iki göstergem var: Birincisi dünyada üretilen bilginin
kendisinin ikiye katlama hızı. Diğeri ise insanoğlunun zaman içinde
ulaştığı hızlar (kas gücüyle veya beyin gücüyle ürettiği nesneler
aracılığıyla).

İlkiyle ilgili doğru zaman dilimini tam anımsamıyorum şimdi. Biraz
işkembeden atacağım ama sanırım birkaç yılda bir bilinen dünya tarihinde
üretilmiş olan bilgi kendisini ikiye katlıyor. Örneğin; dünyanın var
oluşundan 1990 yılına dek üretilmiş olan bilgi (her türlü bilgi) kadar
bilgi 1990-(diyelim ki) 1992 arasında üretilmiş oluyor. Sonraki iki yılda
bunların toplamı kadar üretiliyor. Ve geometrik artış devam ediyor.

İkincisi ise milyonlarca yıl önce insan yürüyordu (saatte 5 km hız mı?)
şimdi diyelim ki uzay mekiği içinde saatte şu kadar hızla hareket
edebiliyor.

Bunlar değişimin ne kadar hızla başgösterdiğinin ispatları. Bir başka
deyişle zamanın modernliğinin ne kadar hızla geliştiğinin.

Tabii bu cümle bizi bir başka gerçeğe götürüyor. O da zamanın aslında her
zaman modern olduğu. Yirmi sene önce İstanbul’dan Ankara’ya on saate
gidilirken de yapılan yolculuk moderndi (yirmi sene öncesinin
koşullarıyla) bugün 45 dakikada gidilirken de modern. Benzer şekilde yirmi
sene önceki yapıyı bugün nasıl “ilkel” buluyorsak yirmi sene sonra da
bugünkü modernliği “ilkel” bulacağız.

O halde temel sorulardan biri şu olabilir : Değişimin hızı neden giderek
artıyor ? Bu sanırım temelde insanın doğasında yer alan sınırları
zorlamak, hep daha fazlasını istemekle ilgili bir şey. Bunun sınırı yok.
Dur durak yok. Burada önemli bir sorun ortaya çıkıyor. O da kaynakların
sınırlı olması. İnsanoğlu 20. yy.’ı dünyanın kaynaklarını sonuna dek
kullanmakla geçirmiş olacak. 21. yy.‘a dünyadan pek fazla bir kaynak
kalmayacak (kaynak derken ticari anlamda diyorum).

Globalleşme bunun resmi adı. Bir sektördeki birinci ve ikinci sırada yer
alan dev firmaların birbiri ile rekabet etmek yerine birleşmeleri bu
sürecin hızlanmasını sağlayan bir faktör örneğin. Bu devler zaman gelecek
dünya pazarında satış yapacak yer bulamayacaklar (2010-2020). O zaman ne
olacak ?

Gösteri devam etmeli ! O zaman imdada uzay yetişecek. Evet dünya kendi
içinde dev bir yapı ve müthiş kaynakları var ama Afrika’daki son kabile de
McDonald’s yemeye başladığında artık McDonald’s’ın Ay'da şube açtığını
göreceğiz. Sonra da Mars’ta. Bu geçiş bence insanlık tarihindeki dördüncü
büyük geçiş olacak. Diğerlerini anımsamak gerekirse :

1. Tarım Devrimi (göçebelikten yerleşik düzene geçiş)
2. Sanayi Devrimi
3. Teknoloji / Bilgi Devrimi
4. Uzay Devrimi

Tarım, tarımsal alanları bitirdi. Sanayi doğayı bitirdi. Teknoloji/Bilgi
bu ikisinin sanal dünyadaki izdüşümlerini yaratıyor ve sonra da bitirecek.
Böylece dünya devrimi tamamlanmış olacak. Bugün uzaysal projelere bu kadar
çok para yatırmanın gerisinde
“akademik tatmin” yatmıyor. Bu gerçek yatıyor.

Dünya devleri bir bir birleşirken vizyonları sadece dünya ile sınırlı
değil. Yakın gelecekte (gelecek 25 yıl) uzay projelerine kaynak ayırmak
zorunda olduklarını biliyorlar (ya da bilmeliler).

Uzaya çıkınca herşey sıfırlanmış olacak. Yani paradigma değişimi (paradigm
shift) yaşanacak. Pek çok şey yeniden ve sıfırdan başlayacak. Dünya için
yaşanmış olan çevrim yeni gezegenler için de tek tek yaşanmaya başlayacak.

Yıl 2000 ile ilgili sorunu çözmek için ilk akla gelen en temel çözüm yıl
alanını dört basamağa çıkarmak değil mi? Kimse mesela 9999 yılından 10.000
yılına girerken yaşanacak olası sorunları düşünerek beş basamak önermiyor.
Yani bir sonraki sorun oldukça uzakta.

Burada da aynı şey var. Dünyadan sonraki ikinci bir gezegene geçme eşiğini
bir atladı mı, insan ırkı sonraki büyük krize kadar önünde pek çok gezegen
olacak.

Bu senaryoda şimdi kim bana içinde yaşadığı hayattan “modern” kelimesini
kullanarak söz edebilir ?

Sessizlik…

Tanol TÜRKOĞLU