Reklam Vermek İçin Tıklayın

turkey21.gif (24185 bytes)

ahlogo12.jpg (8017 bytes)

avust21.gif (21290 bytes)

AVUSTURYALI TÜRKLERiN GÜÇLÜ SESi AVUSTURYA HABER GAZETESi

menu11.jpg (12667 bytes)

Türk Gazeteleri
Hürriyet Gazetesi
Sabah Gazetesi
Milliyet Gazetesi
Radikal Gazetesi
Cumhuriyet Gazet.
Türkiye Gazetesi
Star Gazetesi

Reklam Vermek İçin Tıklayın 

Reklam Vermek İçin Tıklayın

Uyuşturucudan Susurluğa 5

Yeşil Kod Mahmut YILDIRIM, 22 Ocak 1995 gecesi, Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekiplerce, Ankara, Ulus’taki bir gece klübünden çıkarken gözaltına alındı. "22 Ocak 1995 Pazar akşamı yemeğe gitmek üzere Dikmen Polis Evi'nden .....'i ve ...... Belediye Başkanını, ayrıca .... otelinde kalan .......'ni aldım.

Yemekten sonra misafirlerimi aldığım yerlere bıraktım. En son .....'ni otele bırakıp dışarı çıktığımda, polise ait olduğunu tahmin ettiğim 3 arabanın otelin alt tarafında beklediğini gördüm. Beni beklediklerini anladım ve otelin hemen yanında bulunan CANBERK Gazinosuna girdim. Gazinonun içinden aynı isimli otele çıkış olduğunu bildiğim için o tarafa yöneldim ve otele çıktım. Yanımda bulunan çantada bir sürü evrak vardı. Polis şimdi bunları görürse bir sürü sual sorar diye düşündüm ve çantayı oteldeki tanıdığım görevliye emanet ettim. Bilahare otelden çıkmayı denedim. Ancak otelin kapısı çoktan tutulmuştu. Beni aldılar ve Emniyete götürdüler. Üzerimde ne varsa hepsini alıp tek tek incelemeye başladılar. Yanımdaki 16'lı Cz tabanca ruhsatsızdı, onu da aldılar. Benim kimliğimde 14'lü bir tabancanın numarası olduğundan dolayı bu silahı nereden, kimden ve ne amaçla aldığımı sordular. Üzerimde unuttuğum ve bir süre önce bir örgüt üyesinden aldığım eski Amed eyalet şemasıdan dolayı beni PKK masasına götürdüler, ifademi aldılar ve bir örgüt üyesi gibi fişlediler. Arkasından sorgu başladı.

İstihbarat'dan bir amir geldi ve odadakilere üzerimden çıkan telefon rehberindeki tüm isimleri ve telefon numaralarını liste halinde çıkarmalarını, kim var, kim yoksa hepsini kendisine bildirmelerini istedi. Sorgulamayı iki ayrı ekip yürütüyordu. Birinci ekip 2 kişiydi. Onlar beni YESİL olarak sorguluyorlar, kesinlikle işkence yapmıyorlardı. İkinci ekip ise Hasan TANRIKULU olarak sorguluyor ve her türlü işkenceyi de yapıyorlardı. Su içmem ve yemek yemem yasaklanmıştı. Sorgulamaya Orhan TAŞANLAR da giriyordu. Benden devamlı olarak bir isim istediler, herhangi bir isim, ilişkide olduğum, bilgi verdiğim veya görüştüğüm birinin ismi. Bu isim, K.K.K.'den, Jandarma'dan, Özel Kuvvetlerden, Jitem'den veya MİT'ten olabilirdi. Çünkü onlar için önemli olan polis teşkilatının üstünlüğünü kanıtlamak veya benim onları gözümde büyütmemi sağlamaktı. Bunu kendileri de devamlı olarak ifade ediyorlardı. Sorguya giren her memur, polisin üstünlüğünden bahsediyor ve Türkiye'de hiçbir şeyin polisten gizli tutulamayacağını övünerek söylüyordu. Bana MİT'le ilişkimi bildiklerini, MİT'e bilgi verdiğimden haberdar olduklarını söylediler ve ilişki kurduğum, bilgi verdiğim kişileri sordular. Ben de bir tarihte Ankara'ya gelişimde MİT'e gittiğimi, görüştüğümü, ancak bunun sadece bir ziyaret olduğunu, bilgi vermek veya devamlı ilişkide olmak gibi varsayımların doğru olmadığıni anlatmaya çalıştım. Fakat bu onlara yetmedi. Sordukları sorular karşısında ne düşündüğümü daha iyi anlatabilmek için "ben neredeyim" diye sordum. Gayet sakin bir şekilde "Emniyet'te" olduğumu söylediler. Ben "yani burası Türk Emniyet Teşkilatı mı?" diye sorumu yineledim. Sorduğum soruda ki inceliği anlamadan "doğru" diye cevapladılar. Bunun üzerine, "imkanı yok, çünkü siz PKK ile ilişkimi soracağınıza, diğer devlet kuruluıları ile ilişkimi soruyorsunuz, kendimi KGB'de sorgulanıyorum gibi hissettim" dedim.

Bir keresinde Orhan TAŞANLAR'la beraber gelen bir şahıs, telefon rehberimde bir sürü isim olduğunu, kendilerine mutlaka bir isim vermem gerektiğini, aksi taktirde benim için iyi olmayacağını söyledi. Ben de rehberimdeki isimlerin çoğunun polis teşkilatından olduğunu söyledim. Orhan TAŞANLAR rehberde Mehmet ÇAĞLAR'ın ismini görünce nereden tanıdığımı sordu, televizyondan tanıdığımı, kendisini takdir ettiğimi ve beğendiğimi, bu yüzden telefon numarasını aldığımı söyledim.

Polislerden biri, "seni basına vereceğiz, rezil olacaksın" dedi. Elinde fotoğraf makinesiyle bir başka şahıs geldi. Konuşmalarından onun da polis olduğunu anladım. Bana basın mensubu gibi sorular sormaya başladı. Ona "yapacağın habere -Kral Polis- diye başlık atarsın dedim. Nedenini sordu, "şimdiye kadar beni örgüt dahi bu hale sokamadı ama polis bunu başardı, bunun için de bu başlığı haketti" dedim.

Asayiş Şube Müdürü Deniz Bey, tabancamı yanındakilere vererek,"2 şarjör boşaltın, boş kovanlarıyla birlikte getirin" dedi. Boş kovanlar geldikten sonra bana "bundan sonra elimizdesin, bize yardım etmezsen bundan sonra ki bütün faili meçhul cinayetlerde bu boş kovanları kullanır, seni zan altında bırakırız, herkese rezil ederiz" dedi. Silahımı da geri vermediler. Bir seferinde 15-20 kişi getirdiler ve beni onlara gösterdiler. Hepsi adi olaylarla ilgili zannediyorum. Yalnız bir tanesinden korktum. Çünkü o kişiye 3 defa gösterdiler. Herhalde birkaç adi olayı benim üzerime atmak istiyorlardı.

Beni PKK'lı olmakla da suçladılar. PKK ile nasıl ilişki kurduğumu sordular. Ben "bundan sonra PKK ile işim bitmiştir" dedim.

Orhan TAŞANLAR'ı beni öldürmeleri için çok tahrik ettim. Çünkü oradan sağ çıkmak istemiyordum. Ne var ki yapılan işkence neticesinde beni hastahaneye kaldırmak zorunda kaldılar, daha sonra herhangi kanuni bir işlem yapmadan beni bıraktılar. Şu anda silahım, boş kovanlarım, telefon rehberim ve parmak izlerim emniyetin elinde.

Serbest bırakıldığım 25 Ocak 1995 Çarşamba akşamına kadar, hayatımda yaşadığım veya yaşayacağım en kötü, en berbat günleri yaşadım. Şimdiye kadar Ankara'ya geldiğime hiç bu kadar üzülmemiş, pişman olmamıştım. Keşke hiç Ankara'ya gelmeseydim. Ben saf bir köylü çocuğuydum, Vatanını, milletini seven, uğrunda canını verecek bir vatandaştım. Ama bir vatan haini gibi sorgulandım, işkence gördüm. Buna herkes katlanamaz, dayanamaz. Nitekim ben de dayanamıyorum. Ve ben bittim, tükendim artık. Ben bu insanlara karşı savaşamam, beni bu gibi insanlar bitirdi. Etrafımda ki bütün adamları dağıttım, hepsini gönderdim. Bende evden dışarı çıkmıyorum. Zaten sağlık durumum da buna müsaade etmiyor. Artık kendi kendime sormaya başladım. "PKK niye devlete karşı savaşıyor", gerek yok ki, onlardan önce bu devleti yok etmeye, çökertmeye, parçalamaya çalışan o kadar çok insan var ki, PKK'nın yaptığı bunların yanında bir hiç kalır.

Sonradan öğrendiğime göre, üst düzeydeki bazı kişiler, Ankara Terörle Mücadele Şubesinde görevli Cihangir'e ve Baskomiser Hüseyin'e Bahçelievler'de bir kahvehane olduğunu, buradakilerin Avrupa ile ilişkileri olduğunu ve bu işin halledilmesi gerektiğini emretmişler. Şube Müdürü "ben bu işe girmem" diyerek faaliyete karşı çıkmış. Daha sonra görev Asayiş Şubesine verilmiş.

Gerek adamlarımın, gerekse benim tutuklanmam, planlı bir faaliyet zincirinin birer parçası gibi gözüküyor. Farkında olmadan birilerinin menfaatine dokunduğumu hissediyorum." Ankara Emniyet Müdürlüğünde 3 gün sorguya tabi tutulan ve uygulanan sorgu sırasında kaburgaları kırılan Yeşil'e, özellikle MİT ile olan bağlantısının kiminle ve ne şekilde olduğu sorulmuştur. 25 Ocak 1995 tarihinde zabıt tutulmadan serbest bırakılan Yeşil'e, derhal Ankara'yı terketmesi tembih edilmiş, aksi taktirde bunu hayatıyla ödeyeceği söylenmiştir. Garip olan, Yeşil'e, kaçırılan iki İranlı uyuşturucu kaçakçısı ve havale edilen paralarla ilgili hiç bir sorunun sorulmamasıdır. Yeşil'in alındığı 22 Ocak 1995 gecesi, sabaha doğru, saat 03.00 sularında MİT Özel İstihbarat Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün ev telefonu çalar.

Arayan Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’dır.

Taşanlar doğrudan konuya girer.

"Bizim asayiş ekipleri, aşırı sarhoş vaziyette, pavyonda olay çıkaran Hasan Tanrıkulu isimli bir şahsı gözaltına almışlar. Şahsın üzerindeki telefonlardan sizinle ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bir ekip yollarsanız şahsı size teslim edelim."

"Hasan Tanrıkulu mu? Orhan, ben bu isimde bir kimseyi tanımıyorum. Ancak bir de ilgili arkadaşlara sorup seni arayayım".

Eymür ilgili personelden araştırır.

"Hasan Tanrikulu isimli bir irtibatımız varmı? Sarhoşken olay çıkarmış, Ankara Emniyeti almış. Tanımıyor muyuz? Yok tarifini almadım, alıp tekrar ararım."

"Orhan merhaba, bu isimde bir kimseyi arkadaşlar da tanımıyor. Şahsın tarifi nasıl? 1.80 boylarında, sakallı, vs. Peki ben seni tekrar ararım"

"Şahıs, 1.80 boylarında, sakallı, vs, vs imiş. Kim? Tarife göre Yeşil Kod mu? Allah, allah. Peki bunlar aldıkları adamı bilmiyorlar mı?"

Eymür, Orhan Taşanlar'ın oyununu anlamıştır.

Gazetelere el altından, iki İranlı'nın kaçırılması olayınla ilgili olarak Yeşil Kod'un ve Tarık Ümit'in isimleri sızdırılmıştır. Olayda bir de para trafiği vardır. Eymür, Yeşil Kod'a sahip çıkıp Ankara Emniyetinden aldırdığı taktirde, müdüriyet onu muhakkak bir zabıtla teslim edecektir.

Gerisi bellidir. MİT'in ve özellikle Mehmet Eymür'ün ismi hem kaçırma olayına, hemde para işine karıştırılacaktır. Belgeli, zabıtlı bir şekilde.

"Orhan, siz, bu aldığınız adamın Yeşil Kod olduğunu bilmiyor musunuz? Daha 10-15 gün önce senin ekipler, bunun gittiği kahveyi basıp bir kaç arkadaşını almış, Yeşil'i de aradıklarını söylemişler. Sonra bunun defterinde bizden çok sizin ve Jandarma'nın ismi vardır. Bizimle bağlantılı olduğuna nasıl kanaat getirdiniz. Bizimle bir ilişkisi yok, ne suç işlediyse cezasını görsün."

Taşanlar, mantıklı bir cevap veremez, "üzerinde sizin telefonları görünce fazla araştırmadık, size haber verdik, zaten adam aşırı alkollü" diye konuyu geçiştirmeye çalışır. Neticede konuşma son bulur.

Ertesi günü bu defa Korkut Eken, Mehmet Eymür'ü makamından arar. Aynı konuyu tekrarlayarak şahsı Emniyet'den aldırmalarını ister.

Eymür, meslek hayatında polisin bu kadar istekli bir şekilde adam teslim etme çabasına hiç rastlamamıştır. Korkut Eken'e "Korkut, sizin birbirinizden haberiniz yok mu? Daha dün gece Orhan aynı konuyu iletti ve kendisine bizimle alakası olmadığını söyledim. Siz o adamın Yeşil olduğunu bilmiyor musunuz? Adamı bizzat sen arattırıyordun. Bırakın bu basit taktikleri. Bizimle alakası yok kardeşim, ne yaparsanız yapın" der.

Oyun bozulmuştur.

Devam Edecek

[Uyuşturucudan Susurluğa 1]

[Uyuşturucudan Susurluğa 2]

[Uyuşturucudan Susurluğa 3]

[Uyuşturucudan Susurluğa 4]

[Uyuşturucudan Susurluğa 5]

 

TÜRKİYE'DE DÖNEN DEVLET-MAFYA- POLİTİKACI ÜÇGENİNİN OLUŞTURDUĞU İĞRENÇ DOLAPLARA IŞIK TUTAN HARİKA BİR YAZI DİZİSİ. MİT GÖREVLİSİ MEHMET EYMÜR'ÜN KALEMİNDEN " UYUŞTURUCUDAN SUSURLUĞA"

Reklam Vermek İçin Tıklayın

Designed By Inspiration Web Design 2000